Nafakanın İndirilmesi İçin Kadının Boşandıktan Sonra Çalışmaya Başlaması Yeterli Değildir

Nafakanın İndirilmesi İçin Kadının Boşandıktan Sonra Çalışmaya Başlaması Yeterli Değildir

Özet: Somut olayda; taraflar Ankara 3. Aile Mahkemesinin 2011/400 Esas ve 2011/454 Karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıkları, davalı lehine 300 TL yoksulluk nafakasına ve velayetleri davalıya bırakılan iki müşterek çocuk için 350’şer TL iştirak nafakasına karar verildiği ve kararın 04.04.2011 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davalı kadın boşanma davasından sonra çalışmaya başlamış, asgari ücret seviyesinin biraz üzerinde gelire kavuşmuştur. Davalının aldığı nafaka ile geçinmesi günümüz ekonomik koşullarında mümkün görünmediğine göre çalışması bir zorunluluk arzetmekle birlikte, asgari ücret seviyesinin bir miktar üzerindeki geliri de davalıyı yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir. O halde, mahkemece yapılacak iş; tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilip, nafaka takdir edilirken taraflar arasında mevcut olan denge durumu da dikkate alınarak, TMK’nun 4.maddesinde vurgulan hakkaniyet ilkesi gereğince, nafakanın uygun bir miktarda indirilmesine karar vermek olmalıdır. Yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde yoksulluk nafakasının tümden kaldırılmasına karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

T.C.
Yargıtay
3. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/16107
Karar No:2016/224
K. Tarihi:18.1.2016

Taraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması ve iştirak nafakasının indirilmesi davası üzerine mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; Ankara 3. Aile Mahkemesinin 2011/4.. Esas ve 2011/4..Karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, davalı lehine 300 TL yoksulluk nafakasına ve velayetleri davalıya bırakılan iki müşterek çocuk için 350’şer TL iştirak nafakasına karar verildiğini, müvekkiline ait şirketin son yıllarda zarar etmeye başladığını, müvekkili hakkında icra takipleri başladığını, vergi ve prim borçları bulunduğunu, davalının çalıştığını ve yetim aylığı almaya başladığını belirterek yoksulluk nafakasının kaldırılmasını ve iştirak nafakalarının 200’er TL’ye indirilmesini talep ve dava edilmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin asgari ücretle çalışmaya başladığını, müşterek çocukların özel okulda okuduklarını, boşanma davası üzerinden dört yıl geçtiğini, paranın alım gücünün azaldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece; davalının gelirinin kendini yoksulluktan kurtaracak miktarda olduğu, gelirler arasında orantısızlık bulunmadığı, müşterek çocukların ise anne yanında kalıyor olmaları ve ihtiyaçları, yaşları, eğitim durumları ve davacının ekonomik durumundaki bozulma gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile yoksulluk nafakasının dava tarihinden geçerli ortadan kaldırılmasına ve müşterek çocukların her birine bağlanan nafakanın dava tarihinden geçerli 250’şer TL ye indirilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Davalı tarafın yoksulluk nafakasının kaldırılması yönündeki temyiz itirazları yönünden ise;
TMK nun 176. maddesine göre; yoksulluğun ortadan kalkması halinde mahkemece nafaka kaldırılabileceği gibi, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına da karar verilebilir.

Yargıtay HGK.nun 7.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. HGK.nun yerleşik kararlarında “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması,” yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir. (HGK. 7.10.1998 gün 1998/2-656 E.,1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı ve 1.5.2002 gün 2002/2-397-339 sayılı kararları).

Somut olayda; taraflar Ankara 3. Aile Mahkemesinin 2011/400 Esas ve 2011/454 Karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıkları, davalı lehine 300 TL yoksulluk nafakasına ve velayetleri davalıya bırakılan iki müşterek çocuk için 350’şer TL iştirak nafakasına karar verildiği ve kararın 04.04.2011 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davalı kadın boşanma davasından sonra çalışmaya başlamış, asgari ücret seviyesinin biraz üzerinde gelire kavuşmuştur. Davalının aldığı nafaka ile geçinmesi günümüz ekonomik koşullarında mümkün görünmediğine göre çalışması bir zorunluluk arzetmekle birlikte, asgari ücret seviyesinin bir miktar üzerindeki geliri de davalıyı yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir. O halde, mahkemece yapılacak iş; tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilip, nafaka takdir edilirken taraflar arasında mevcut olan denge durumu da dikkate alınarak, TMK’nun 4.maddesinde vurgulan hakkaniyet ilkesi gereğince, nafakanın uygun bir miktarda indirilmesine karar vermek olmalıdır.

Yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde yoksulluk nafakasının tümden kaldırılmasına karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Makaleyi paylaşmak için aşağıdaki butonları kullanabilirsiniz.

Av. Serhat ARASAN

Hukuki sorunlarınız için bize İletişim Formu 'ndan ve WhatsApp 'dan yazabilir veya 0266 373 20 08 no'lu telefonumuzdan bizi arayabilirsiniz.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.