Nafaka

nafaka

Yardım nafakası nedir?

4721 sayılı Türk Medenî Kanununa göre koşulları oluştuğunda çocuklara aşağıdaki nafakalar verilebilir;
Tedbir nafakası,
İştirak nafakası ,
Yardım nafakası .
TMK m. 364 f. I hükmüne göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.
Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılmalıdır.
Ergin olan çocuğun bu hükme dayanarak anne ya da babasından koşulları varsa istediği nafakaya ise yardım nafakası denilmektedir.
İstemin doğru olarak nitelendirilmesi de aile mahkemesi hâkiminin görevidir.

Ergin olan çocuk koşulları varsa usulüne uygun açtığı bir yardım nafakası davası ile nafaka isteminde bulunabilir.
Kısıtlanan ergin çocuk için yardım nafakası İsteği ise boşanmanın fer’i olmadığından harca tabidir.
TMK m. 364 f. I hükmüne göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan altsoyuna nafaka vermekle yükümlüdür hükmü uyarınca yardım nafakası isteyen ergin çocuk kendisine nafaka verilmediği takdirde yoksulluğa düşeceğini kanıtlamalıdır.
Koşulları varsa eğitimine devam eden çocuk da yardım nafakası isteminde bulunabilir.
Yardım nafakasına hükmedilmeden önce çocuğun öğrenim durumu araştırılmalıdır.

Yargıtay’a göre; Türkiye’deki öğretim koşulları dikkate alındığında liseyi bitiren çocuğun kursa gitmesi zorunluluğunun bulunduğundan anne, baba yüksek öğrenim yapan veya yapmak isteyen çocuklarına makul süre yardım etmek zorundadır.
Yüksek lisans yapan çocuk da yardım nafakası davası ile nafaka isteminde bulunabilir.
Üniversite sınavına hazırlanan çocuk da yardım nafakası isteminde bulunabilir.
Yardım nafakasının arttırılması da istenebilir. Öğrenim durumunun sona erdiği belirlenirse yardım nafakasının artırılması isteminin reddine karar verilmelidir.


İştirak nafakası hakkında tüm bilinmesi gerekenler

İştirak nafakası, boşanmanın çocuklarla ilgili sonuçlarından biridir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 185 f. II hükmüne göre eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 185 f. III hükmüne göre eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.O hâlde ana ve baba çocuklarının bakımı, gözetimi, korunmaları ve eğitilmeleri ile yükümlüdürler .
Çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi ödevi doğal olarak bundan böyle velâyet hakkına sahip olan başka bir anlatımla çocuk kendisine bırakılmış olan ana ya da babaya eylemli olarak yüklenilmiş olacaktır. Yasa koyucu diğer tarafı bu bakım ve yetiştirme ödevinin gerektirdiği giderlere kudretine göre katılmakla yükümlü kılınıştır.
Velâyet hakkına sahip olmayan ana ya da babanın çocuğun bakımı ve eğitimi dolayısıyla yapılan giderlere katkı olarak verdiği nafakaya iştirak nafakası denilmektedir.
Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

Boşanma kararının kesinleşmesi tarihine kadar verilen çocuk için verilen nafakaya tedbir nafakası,boşanma kararının kesinleşmesinden sonra çocuk için verilen nafakaya iştirak nafakası denir.

İştirak nafakasının kapsamına çocuğun;
Yiyecek giderleri.
Giyecek giderleri.
Barınma giderleri.
Sağlık giderleri.
Dinlenme giderleri.
Eğitim, öğretim giderleri.
Harçlık giderleri,
Ulaşım giderleri girmektedir.

Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bu sebeple iştirak nafakası kendiliğinden verilir.
İştirak nafakası verilmesinde istek konusunu aşağıdaki gibi ayrımlayabiliriz:

İstek aşılabilmelidir. Yargıtay, istek aşılarak iştirak nafakasına hükmedilemeyeceği görüşündedir . Her şeyden önce iştirak nafakası çocukların korunmasına yönelik olup kamu düzenine ilişkindir.

Hâkim, görevi gereği bu konuda kendiliğinden karar oluşturmak zorundadır. Hâkim, iştirak nafakasına taraflardan bir istek gelmese dahi karar vermek zorundadır.

“Boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür. Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. İştirak nafakasının miktarını hâkim takdir edecektir. Hâkim bu miktarı serbestçe tayin edecektir. Hâkimin takdir hakkı tarafların istekleriyle sınırlanamaz.
İştirak nafakası her an doğup işleyen haklardandır. Küçüğün ergin olacağı tarihe kadar sürecek olan nafakaya ilişkin olarak taraflarca yapılan düzenlemeler, çocuğun menfaati nedeniyle hakimin müdahalesini gerektirir niteliktedir.
Unutulmamalıdır ki iştirak nafakası çocuk için bir haktır.

Hâkim, çocuğa “aslında senin bakım ve eğitim giderlerin için daha çok miktarda iştirak nafakası gerekiyor ama fazlasını veremiyorum” diyemez. Hâkim, çocuğu anasına babasına rağmen korumak zorundadır.
O halde hâkim, çocuğun yararı için gerekli gördüğü takdirde çocuk kendisine verilmiş eşin istediğinden daha fazla miktarda bir iştirak nafakasına hükmedebilmelidir .

İştirak nafakası yükümlüsünün ekonomik ve sosyal durumu uygun olacak ama diğer eşin sayı bilmezliği yüzünden istek kadar kuralına göre az miktarda nafaka verilecektir. Burada cezalandırılan istekte bulunan değil, çocuk olmaktadır.
İstekte bulunanın belirttiği rakam sadece bir temennidir. İştirak nafakası yoksulluk nafakası gibi isteğe bağlı bir nafaka türü değildir ki. İstek aşılamayacaksa “uygun görülecek miktar iştirak nafakası istiyorum” diyen tarafa hâkim, istediğin miktarı açıkla çünkü isteği aşamıyorum” demek zorunda kalacaktır.
Oysa Yargıtay’ın uygulamasında yoksulluk nafakasına reva görülen işlemin iştirak nafakasına uygulanmadığını görmekteyiz.
İstenilmediği açıklanmışsa verilmemelidir. Aile mahkemesi hâkimine iştirak nafakası istenilmediği açıklanmış ancak daha sonra gereksinim duyulmuşsa yeniden istenmesine de bir engel yoktur. Dava dilekçesinde yer alan “nafaka istemiyorum” şeklindeki ifade,

Yargıtay’a göre iştirak nafakasını kapsamaz.

Kabul edilen miktar verilmelidir,
Kendiliğinden verilmelidir. İştirak nafakası her an doğup işleyen haklardandır. Küçüğün ergin olacağı tarihe kadar sürecek olan nafakaya ilişkin olarak taraflarca yapılan düzenlemeler, çocuğun menfaati nedeniyle hakimin müdahalesini gerektirir niteliktedir. Tarafların iştirak nafakasına ilişkin düzenlemelerine bu nedenle müdahale edilmesi ve tarafların bu konuda da anlaşmaları ya da hakimin önerisini kabul etmeleri halinde Türk Medeni Kanunun 166/3. maddesi uyarınca boşanmaya karar verilmesi, anlaşamamaları halinde, delillerin Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddeler uyarınca değerlendirilmesi ve sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekir.
Her zaman istenebilir Anlaşma onaylanmalıdır. Boşanma davasında iştirak nafakası istenmemiş olsa bile boşanma kararı kesinleştikten sonra bu istem dava konusu edilebilir. Boşanma davasının iştirak nafakasına hükmedilmeden kesinleşmiş olması da sonradan istenen iştirak nafakası yönünden (konuları aynı olmadığından) kesin hüküm oluşturmaz. Bu nedenle hakim, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, küçüğün yaş, eğitim ve bakım giderlerini (TMK.mad.330) dikkate alıp “hakkaniyet” ölçüsünde nafakaya hükmetmelidir.

İştirak nafakası çocukların hakkıdır. Çocukların bakımlarını, eğitim ve öğretimlerini sağlayacak yardımdan, hiçbir mantıkla yoksun bırakılmaları olanaklı değildir.
Çocuk kendisine verilmiş olanana ya da baba ne kadar zengin olursa olsun diğer taraftan iştirak nafakası istemesi için hiçbir engel yoktur . Başka bir anlatımla hâkim, iştirak nafakası isteyenin zaten çok zengin olduğunu ileri sürerek davasını reddebilmesi olanaklı değildir. Diğer taraf gücü oranında bir miktar iştirak nafakası ödemek zorundadır. Bu yüzden, anlaşmalı boşanmalarda dahi, velayet kendisine bırakılması kararlaştırılan kişi, müşterek çocuk için iştirak nafakası talep etmemiş olsa dahi, hakimin, velayet kendisine bırakılmayan eşin, çocuğun masraflarına katılmasını sağlamalı, tarafların anlaşacağı uygun bir iştirak nafakasına hükmetmelidir.

Hâkim sunulan anlaşmayı çocuğun yararı, ana babanın ekonomik, sosyal durumları, ülke gerçeklerini göz önüne alarak uygunsa onaylayabilir. Onaylanan anlaşmanın metni karara aynen geçirilmelidir. Sözleşmeye atıf yapılarak hüküm kurulması uygun değildir. Taraflar arasında iştirak nafakası konusunda anlaşmış olsa da, hakim tarafından bu anlaşmanın onaylanması gerekir. Aksi takdirde anlaşma hüküm ve sonuç doğurmaz.
Boşanma davası reddedilmişse verilemez.
İstek belirsiz ise açıklattırılmalıdır, Bazı dilekçelerde, nafakanın türü belirsiz olmakta, dava açan eşin, kendisi için mi yoksa müşterek çocuk için mi nafaka talep ettiği anlaşılmamaktadır. Bu gibi durumlarda, talep edilen nafakanın türü ve miktarı açıklanmamışsa açıklattırılmalıdır.
Ahlaki görevle yapılan istenilemez. Çocuğa fiilen eş, kan hışmı, kayın hışmının bakmış olması, ahlaki bir görevin ifası niteliğinde olduğundan ifa için sarfedilen bakım giderleri istenemez

Doğal olan iştirak nafakasının  boşanma kararı ile birlikte lıükmedilmesidir. Bu durumda iştirak nafakasının başlangıç tarihi boşanma kararının kesinleşme tarihidir.

Boşanma kararı içinde iştirak nafakası  verilmemişse velayet hakkı kendisine verilen taraf her zaman için açacağı bir dava ile iştirak nafakası alabilecektir. Bu durumda iştirak nafakasının başlangıç tarihi de sonradan açılan iştirak nafakası davasının açıldığı tarihtir.
İştirak nafakasının  değiştirilmesine ilişkin davada yeni verilecek iştirak nafakasının başlangıç tarihi değiştirme davasının kesinleştiği tarihtir.
Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Çocuk ile baba arasında sovbağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur.İştirak nafakası  verilebilmesinde çocuğun özelliklerine ilişkin ilkelerinden birinin de çocuğun soybağı sorunu bulunmamalıdır.
Hakim, boşanma davasında tarafların ortak çocukları olmadıkları kayden belli olan küçükler için iştirak nafakası veremez. Soybağı kurulmuş ise kural olarak bu tarihten itibaren iştirak nafakası verilmelidir.

Soybağının düzelmesi olayının soyadı, vatandaşlık ve velayet gibi statüyü ilgilendiren durumlarda doğuran kadınla genetik babanın evlenme tarihine kadar çocuk yönünden “yaşanan/yaşanmış olan olguya” etkisi olamaz.
Yargıtay soybağının evlenmeyle düzelmesinde evlilik dışı çocuğun soybağının evlenme anından itibaren düzgün duruma geleceği görüşündedir.Bu görüşün doğal sonucu olarak soybağı düzelen çocuk düzelmeden/ana babasının evlenmesinden önce ölmüş hısımlarına mirasçı olamaz.
Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyiiz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Bu çocuk için iştirak nafakasının başlangıcı doğum tarihidir.
Soybağı kurulmadan iştirak nafakası verilemeyeceği gibi çocuk doğmadan da iştirak nafakası verilemez. Çocuğun doğduğu tarihte boşanma davası sürmekte ise çocuk yararına doğum tarihinden itibaren tedbir nafakası verilmelidir.
Velâyeti eylemli olarak kullanmayan taraf diğerinden iştirak nafakası isteyemez.
Çocuk boşanma kararının kesinleşmesinden sonra teslim alınmışsa iştirak nafakasının başlangıcı Yargıtay’a göre çocuğun eylemli olarak teslim alınma tarihidir .

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 350 f. I hükmüne göre velâyetin kaldırılması hâlinde bile ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim gider¬lerini karşılama yükümlülükleri devam eder.
Çocuğun gerek bakımı, gerek eğitilmesi için gereken giderleri yapmak ödevi ana ve babaya velâyet hakkına sahip olup olmadıklarına bakılmaksızın yükletilmiştir . Ana, baba velâyetten uzaklaştırılmış bulunsalar bile bu yüküm onların ana-baba olmalarından dolayı yine devam eder.
O halde velayet yetkisi kaldırılan ana, baba çocuğunun bakımı ve yetişmesi için gerekli giderleri ödemek zorunda olduğundan iştirak nafakasının kaldırılması da talep edilemez.

İştirak nafakası verilen çocuk ölmüşse iştirak nafakası kendiliğinden çocuğun ölüm tarihi itibariyle sona erer.
Çocuk erginliğe ulaşınca iştirak nafakası ayrıca bir mahkeme kararına gerek olmaksızın kendiliğinden kalkar.
Ergin çocuk kendisi için yardım nafakası davası açabilir.
Evlât edinme üzerine ana, babaya ait haklar ve görevler evlât edinen kimseye geçer. Evlât edinme sözleşmesinin yapılmasıyla birlikte bakım ödevi de kural olarak evlât edinene geçer.
Asıl ana babaya ait bakma ödevi ikinci plâna düşer. Başka bir anlatımla tam anlamıyla sona ermez. Evlât edinen bakım ödevini yerine getiremeyecek durumda ise bir başka anlatımla kendisi yoksul olup çalışamayacak durumda olup paraya çevrilebilir bir malı veya düzenli bir geliri de yoksa evlâtlığın asıl ana babasının bakım ödevi devam eder.

Evlât edinen de yoksul ise çocuğun yasal temsilcisi de kendisi olduğun-dan koşulları uygun olan evlâtlığın asıl ana babasına çocuğa iştirak nafakası verilmeleri için dava açabilir. Asıl ana, baba velâyetin kendilerinde bulunmadığını ileri sürerek bakım ödevinden kurtulamaz.
Evlât edinme konusunda 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile önemli değişiklikler yapılmıştır. Evlât edinme kararı, evlât edinenin oturma yeri; birlikte evlât edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlâtlık ilişkisi kurulmuş olur.
Boşanma durumunda eşlerin birlikte evlat edindikleri küçük için iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekir.
İştirak nafakasından feragat edilmişse iştirak nafakası yükümlülüğü feragat tarihinden itibaren kendiliğinden ortadan kalkar.

Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir.
Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğuna göre ana babanın ekonomik ve sosyal durumu ciddi şekilde araştırılmalıdır.

Başka bir anlatımla sadece zabıta araştırması ile yetinilmemeli ve ilgili olan;
Tapu Sicil Müdürlükleri,
Bankalar.
Mal müdürlüğü ve gereken diğer kuruluşlardan araştırma yapılmalıdır.
Yeterli Geliri Olan Vermelidir
Geliri Olmayan Vermemelidir
Kendi geçimini sağlamaktan yoksun olanın katkısının beklenemeyeceği doğaldır.
TMK. m. 330 f. I hükmüne göre nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşullan ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 182 f. II hükmüne göre yükümlülüğün sınırını gücü oranında” şeklinde belirlenmiştir. Bu deyim yanıltıcıdır.
İştirak nafakası miktarı belirlenirken çocuğun bakım ve eğitim giderle-rine ana baba eşit olarak değil, gücü oranında katılmak zorundadır
Uygulamada sık yapılan yanlışlardan birisi bakım ve eğitim giderlerinin tamamının nafaka yükümlüsüne yıkılıvermesidir.
Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.
Türkiye’nin katıldığı, onaylanarak yürürlüğe konulan 2 Mayıs 2002 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddelerine göre yeterli idrak gücüne sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen çocuğun ve ayrıca Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin m. 12 hükmüne göre görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun dinlenmesi ve onun ifade edeceği görüşe de önem verilip, deliller birlikte değerlendirilerek iştirak nafakası verilmelidir.
İştirak nafakası ergin olana verilemez.Başka bir anlatımla iştirak nafakası ergin olana kadar verilebilir.
İştirak nafakası verilmesinde çocuğun soybağı sorunu bulunmamalıdır.
Boşanma  davasında tarafların ortak çocukları olarak kayıtlı bulunan çocuğun taraflardan olmadığı konusunda bir beyan/belge/ iddia yoksa iştirak nafakası verilmelidir.
Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır. Ana ve baba, yoksul oldukları veya çocuğun özel durumu olağanüstü harcamalar yapılmasını gerektirdiği takdirde ya da olağan dışı herhangi bir sebebin varlığı hâlinde, aile mahkemesi  hâkiminin izniyle çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir miktar sarfedebilirler.
Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.
Çocuğun bakım ve eğitim giderlerinin kapsamına çocuğun; yiyecek giderleri, giyecek giderleri, barınma giderleri, sağlık giderleri, dinlenme giderleri, eğitim, öğretim giderleri, harçlık giderleri girmektedir.
Çocuğun bakım ve eğitim giderlerine ilişkin uyuşmazlıklarda aile mahkemesi görevlidir.
Uygulamada çocukların eğitim giderlerindeki olağanüstü artışlar sonucunda umulandan fazla miktar ödemek zorunda kalan velâyet hakkı kendisinde bulunan taraf diğer eşe alacak davası açmaktadır. Oysa iştirak nafakası eğitim giderlerini de kapsar. İştirak nafakasının miktarının arttırılması yerine alacak davası açılması isabetli değildir.
İştirak nafakası belirlenirken eğitim giderleri gözönüne alınarak uygun miktar iştirak nafakasına hükmedilmelidir. Velâyet hakkı kendisinde bulunan eşin ise iştirak nafakalarının arttırılması davalarını zamanında açmaları çocukların eğitimlerinin engellenmemesi açısından önem taşımaktadır.
Yargıtay velâyet kendisinde olmayanın yaptığı giderlerin ahlâkî bir görevin yerine getirilmesi olduğundan velâyet kendisinde olandan istenemeyeceği görüşündedir . Velâyet kendisine verilen baba çocuğu annesi yanından alınıyor, yoksul olan anası çocuğun yaşamını koruma için zorunlu olarak masraf yapıyorsa bu giderlerin baba tarafından anaya ödenmesi isabetli olacaktır.
İştirak nafakasının miktarı belirlenirken çocuğun özellikleri ayrı ayrı araştırılmalıdır. Çocuk özürlü ve özel bakıma muhtaç ise, devamlı tedavi görüyorsa hâkim bu konuda gerekirse bilirkişi incelemesi yaparak çocuğun sağlık giderlerini belirlemelidir.
Nafaka yükümlüsünün gücü yeterli ise yapacağı katkının özellikle sağlık giderlerinin tümünü kapsamasına özellikle dikkat edilmelidir.
Çocuğun devam ettiği okulun tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alındığında makul ve gerçekçi sınırlar içinde kalmak üzere yıllık giderlerinin belirlenmesi gerekir. Hâkim bu konuda çocuğun okuduğu okuldan bir yazı ile bilgi almalıdır.
Yargıtay’ın iştirak nafakasının miktarını doğru olarak denetleyebilmesi için bu bilgilerin dosya içerisinde yer alması zorunludur.

TMK. m. 331 hükmüne göre durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.
Boşanmanın çocuklara ilişkin sonuçları kesin hüküm oluşturmaz. Başka bir anlatımla velâyet, kişisel ilişkinin düzenlenmesinde olduğu gibi hâkim ana, babanın ve çocuğun durumlarının değişmesine bağlı olarak iştirak nafakasının miktarını artırabilir, azaltabilir ve hatta kaldırabilir.
Hâkim iştirak nafakasına (TMK. nı. 182 f. II) ilişkin düzenlemeyi önüne gelen bir dava dolayısıyla kendiliğinden yapabileceği gibi ana ya da babanın usulüne uygun şekilde açabileceği bir dava ile de yapabilir.
Hâkime, çocuklara ilişkin önlemleri kapsayan boşanma hükmünün çocuklarla ilgili kısmını değişen şartlara uydurma olanağı ve yetkisini veren yasal dayanak 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu nı. 183 hükmüdür .

Hakim, çocuklara ilişkin önlemleri kapsayan boşanma hükmünün çocuklarla ilgili kısmını değişen şartlara uydurabileceğinden ancak ‘”koşulları varsa” iştirak nafakasını artırabilir.Oysa Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bunun aksinin düşünülmesi hayatın olağan tecrübelerine aykırı olup kabulü imkansız ve hatta kaçınılmaz olduğundan “iştirak nafaka miktarı az da olsa artırılmalıdır” görüşündedir.

Daha önce açılan iştirak nafakası artırım davasının kesinleşmemiş olması yeni bir iştirak nafakası artırım davasının açılmasına engel değildir.

Hakim, çocuklara ilişkin önlemleri kapsayan boşanma hükmünün çocuklarla ilgili kısmını değişen şartlara uydurabileceğinden koşulları varsa iştirak nafakasını  azaltabilir.

743 sayılı Türk Kanunu Medenîsine göre velâyeti haiz olan, iştirak nafakasının verilmesini ya da azaltılmasını kendi adına ister. Çocuğa velâyeten dava açılması gerekli değildir. Velâyeti eylemli olarak kullanmayan ana ya da baba diğerinden iştirak nafakası isteyemez .

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 329 hükmüne göre;
küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.
ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılabilir ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.
İştirak nafakası  boşanma davasında hiç verilmemiş ise ya da verilen iştirak nafakasının artırılması isteniliyorsa dava velâyet hakkı kendisine verilen ana ya da baba tarafından açılır. Çocuk ana, babanın velâyeti altına konulacağı yerde vesayet altına alınmışsa istek vasi tarafından gerçekleştirilir.

İşte bu gibi durumlarda davacının öncelikle velâyetin kendisine verildiğine ilişkin karar örneğini mahkemeye sunması gerekmektedir. Dava dilekçesine vasi olduğuna ya da velâyetin kendisine verildiğine ilişkin karar örneği eklenmemişse hâkimin kendiliğinden bu durumu araştırması gerekir. Taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilir.

Hâkim açılan davada yaptığı araştırma sonucu çocuğun velâyetine ilişkin bir düzenleme yapılmadığını tespit edebilir. Hâkim önüne gelen iştirak nafakasına ilişkin davada öncelikle velâyet konusunu hallederek sonucuna göre nafaka davasını sonuçlandırmalıdır .
Hâkim velâyetin ana ya da babaya verilmesini çocuğun güvenliği açısından sakıncalı buluyorsa bir vasi tayin edilmesi için sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunmalıdır.
Aile mahkemesi  hâkimi sulh hukuk mahkemesindeki davanın sonucunu beklemeli, tayin edilen vasiyi duruşmalara çağırmalı, onun da göstereceği kanıtları toplamalı ve çocuğa iştirak nafakası vermelidir.
Kuşkusuz hem ana hem de baba yoksul, çalışamayacak durumda ve hiçbir gelirleri gerçekleşmemişse iştirak nafakasına hükmedilemeyecektir.
Uygulamada velâyet düzenlemesine ilişkin karar örneği getirtilmeden acele bir şekilde iştirak nafakası verilmektedir.
İştirak nafakasının değiştirilmesine ilişkin dava, velâyet kendisine verilmeyen ana ya da babaya karşı açılır. Çocuk velâyet değil de vesayet altına alınmışsa koşulları varsa dava hem anaya hem de babaya karşı açılabilir.
Ana ya da babanın iflâsı hâlinde davanın iflâs idaresine karşı açılması zorunludur .
İştirak nafakasının değiştirilmesine ilişkin davalarda (TMK m. 177) aile mahkemesi  görevlidir.
İştirak nafakasına ilişkin hükmün değiştirilmesinde yetkili mahkeme; nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi davalının yerleşim yeri küçüğün oturduğu yer mahkemesi yetkilidir.

Nafaka alacaklısının bulunduğu yer mahkemesi aynı zamanda nafaka alacaklısının yerleşim yeri ise o yer mahkemesi kuşkusuz yetkilidir.

İştirak nafakasına  ilişkin düzenlemenin değiştirilmesi bir süreye bağlı değildir. Bir yıl dolmadan değişiklik istenemez diye bir kural da yoktur. Tarafların ve çocuğun gereksinimlerinin artması (ya da azalması) ekonomik ve sosyal durumlarının bozulması (ya da iyileşmesi) gibi durumların gerçekleştiği her durum ve her zamanda dava açılabilir.
Boşanma kararının çok kısa süre önce kesinleşmiş olması da sonucu değiştirmez. Yeter ki tarafların ekonomik, sosyal durumları ile çocuğun yeni ortaya çıkan gereksinimi ileri sürülmüş ve kanıtlanmış olsun.

TMK. m. 330 f. II hükmüne göre nafaka her ay peşin olarak ödenir.Hâkim, talep hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
İştirak nafakasının gelecek yıllarda artırılması hakkında istem yoksa karar verilemez.
İştirak nafakasının gelecek yıllarda artırılması istemi varsa, bunun hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmelidir.
Nafakanın gelecek yıllarda ödenecek miktarı ve dayanağı gösterilmelidir.
İştirak nafakası borcu Türk parası ile ödenir. Ana ve baba arasında akdi bir durum bulunmadığı sürece nafakanın yabancı para ile ödenmesine karar verilemez .
İştirak nafakası irat şeklinde ödenir. Bilindiği üzere maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.
İştirak nafakası toptan ödemez,
İştirak nafakası her ay tahsil edilir.

Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

TMK. m. 182 f. II hükmüne göre velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bu katılma toptan gerçekleştirilemez.
Başka bir anlatımla hâkim, istem hâlinde iştirak nafakasının irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.
İştirak nafakasının  her ay tahsiline karar verilebilir.
Nafaka, hâkimin takdirine bağlı bir hükümdür. Bu sebeple dava tarihinde muayyen ve muaccel olmadığı için doğal olarak dava tarihinden itibaren faiz istenebilmesi olanaklı değildir. Hükmedilen nafakaya faiz yürütülebilmesi için:
nafaka muaccel olmalıdır,nafaka yükümlüsü temerrüde düşürülmelidir,faiz istemi bulunmalıdır.

İştirak nafakası  verilmesinde görevli mahkeme aile mahkemesi, aile mahkemesi yoksa asliye hukuk mahkemesidir.
Aile mahkemesi usulüne uygun biçimde taraf teşkili yapmadan hüküm kuramaz.
İştirak nafakası  boşanma davası içinde gerçekleştiriliyorsa boşanma davalarında yetkili olan aile mahkemesi yetkilidir. Boşanma davasından sonra bağımsız bir dava içinde gerçekleştiriliyorsa;
nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi
davalının yerleşim yeri
küçüğün oturduğu yer mahkemesi yetkilidir.
Bağımsız açılan nafaka davası adli tatilde görülebilmektedir.

Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından yapılmadığı takdirde kendisine karşı nafaka davası açılacaktır.
İştirak nafakası  davası küçüğe fiilen bakan ana veya baba tarafından açılabilir.

Ergin çocuk adına dava açılamaz.

Ana ya da baba yararına kurumun  çocuklar için nafaka isteme hakkı yoktur.
İştirak nafakası davası kayyım veya vasi tarafından açılabilir.
İştirak nafakası  davası ayırt etme gücüne sahip olan küçük tarafından açılabilir.
İştirak nafakası  davası velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşe karşı açılabilir.
İştirak nafakası davası küçüğe fiilen bakmayan ana veya babaya karşı açılabilir.
TMK. m. 329 f. II hükmüne göre ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılacak davalar; TMK. m. 326 f. III hükmüne göre ayırt etme gücüne sahip olan küçük tarafından açılacak davalar ile çocuğun yerleştirildiği kurum tarafından açılan davalarda iştirak nafakası davası küçüğün ana ve babasına karşı açılabilir.
İştirak nafakası davası iflâs idaresine karşı açılabilir.
Boşanma  davasında yer alan iştirak nafakası (=boşanmanın eki olarak) talep edilmişse harca bağlı değildir.
Boşanma davasında yer alan iştirak nafakası isteği boşanma davası ile birlikte talep edilmeyerek bağımsız bir dava ile istenilmişse harca bağlıdır.
Aile mahkemesi hâkimi tarafından boşanma davasında verilen iştirak nafakası  hüküm fıkrasında yer almalıdır. Başka bir anlatımla iştirak nafakasına ilişkin bir karar verilmiş olmalıdır.

Boşanma hükmünde yer alan verilen iştirak nafakası  duraksama yaratmamalıdır. Başka bir anlatımla verilen iştirak nafakası hüküm fıkrasında açık olarak belirtilmelidir.
Hüküm açık ve infazda tereddüde neden olamayacak şekilde kurulmalıdır.
Boşanma  hükmünde yer alan iştirak nafakası hüküm fıkrasında çelişki olmadan yer almalıdır.

Aile mahkemesi hâkimi 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun m. 202. hükmüne göre evli bulunan Devlet memurlarının boşanmaları durumunda çocuk için aile yardımı ödeneğinin hangi tarafa, ne oranda verileceğini hüküm fıkrasında göstermelidir.

Hakim, nafaka alacaklısını korumak üzere gelecekteki nafaka yükümlülüklerine ilişkin olarak uygun bir güvencenin sağlanmasına karar verebilir. Güvence, aynî bir güvence olabileceği gibi rehin veya kefalet gibi kişisel bir güvence de olabilir.

İştirak nafakasından feragat edilmişse iştirak nafakası yükümlülüğü feragat tarihinden itibaren kendiliğinden ortadan kalkar.

Boşanma hükmünde yer alan iştirak nafakası isteği boşanmanın eki niteliğinde olduğundan kabul veya reddedilen miktarlar için vekalet ücretine hükmedilemez.

İştirak nafakası boşanma davasından bağımsız bir davada istenmişse hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, vekalet ücreti olarak hükmolunur.
Bu miktarlar. Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görül¬düğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz. Nafaka davalarında reddedilen kısım için avukatlık ücretine hükmedilemez.

Boşanma davasından bağımsız bir davada istenmiş olan iştirak nafakası davası tümden reddi halinde Tarifenin 11 ve 20. m. hükmüne göre vekalet ücreti verilmelidir.
Karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti tarifelerde yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz;

Nafaka talepleri, nafaka alacaklısının mutad meskeni hukukuna tâbidir.

Ergin olan çocuk koşulları varsa usulüne uygun açtığı bir yardım nafakası davası ile nafaka isteminde bulunabilir. O halde çocuk ergin oluncaya kadar iştirak nafakası her zaman istenebilir.
İlâm ve ilâm sayılan belge dışında (İİK. 38) kararlaştırılan iştirak nafakalarında her ay için tahakkuk eden nafaka, tahakkuk eden aydan itibaren Borçlar Kanunu’nun 126 ıncı maddesine göre beş yıllık zamanaşımına tabidir. Eğer nafaka ilâma dayalı ise Borçlar Kanunu’nun 125 inci maddesine göre on yıllık zamanaşımına tabidir. Bu hâlde son takipten geriye doğru on yıl önceki iştirak nafakası borcu zamanaşımına tabi olur.

Boşanma davasında istenilen iştirak nafakası açısından kesin hükümden bahsedilebilmesi için; tarafların,
davanın konusunun,dava sebebinin aynı olması gerekir.
Bu koşullar bulunmadığı takdirde kesin hükümden söz edilemez.
Aile mahkemesinde boşanmaya ve eklerine dair verilen ilk kararı temyiz etmeyen tarafa karşı temyiz eden diğer eş yönünden usulü kazanılmış hak oluşur.
Bu sebeple aile mahkemesinde ilk kararda verilmiş bulunan iştirak nafakası  bozma kararından sonra verilecek kararda temyiz etmemiş eş lehine olmak üzere artırılamaz.

Islah bozma kararından sonra yapılamaz.
Aile mahkemesi hakimi tarafından infazda karışıklık yaratacak nitelikte hüküm kurulmamalıdır.

Ahlaki bir görevin ifası için sarfedilen bakım giderlerinin iadesi istenemez.

Boşanma kesinleştikten sonra bağımsız olarak açılan iştirak nafakası ve değiştirilmesinde temyizde üst sınır yıllık nafaka miktarıyla belirlenmektedir;
Boşanma davası içinde verilen iştirak nafakasında ise temyiz açısından bir sınırlama yoktur.
Bağımsız açılan iştirak nafakasında temyiz isteği harcın yatırıldığı tarihte yapılmış sayılır. Harç alınmadan temyiz defterine kayıt yapılmışsa temyiz isteği dilekçenin temyiz defterine kaydedildiği tarihte yapılmış sayılır.
Bağımsız açılan nafaka davalarında karar düzeltmede bağlanan yıllık nafaka miktarı gözetilmektedir.
Bağımsız açılan iştirak nafakası adli tatilde görülebilir.


Tedbir nafakasının başlangıcı, mahkemece nasıl belirlenir?

Mahkemece tedbir nafakasına, kural olarak davanın açıldığı tarihten itibaren hükmedilir.

Dava dilekçesinde veya cevap dilekçesinde tedbir nafakası talep edilmişse, ön inceleme aşaması geçip duruşma günü gelene kadar uygulamada oldukça zaman geçmektedir. Mahkeme, kural olarak, duruşmada tedbir nafakası ile ilgili arar karar oluştururken, dava tarihinden itibaren nafakaya hükmeder. Dolayısı ile nafaka alacaklısı, dava tarihinden karar tarihine kadar işlemiş tedbir nafakalarını karşı taraftan talep edebilir.


Askerdeki eş aleyhine tedbir nafakasına hükmedilebilir mi?

Askerdeki eş aleyhine tedbir nafakasına hükmedilemez.

Mahkeme, askerdeki eş aleyhine açılan tedbir nafakası taleplerinde, askerlik görevinin devam ettiği süreyle sınırlı olarak yükümlü olmamasına karar vermelidir. Mahkeme, terhisten sonra da devam edecek şekilde hüküm kuramaz.


Hakim, erkek eş için tedbir nafakasına hükmedebilir mi?

Hakim kural olarak davanın devamı süresince erkek eş için de gerekli tedbirleri resen almakla yükümlüdür. Dolayısı ile erkek eş lehine de tedbir nafakasına hükmedilebilir.
Ancak erkek eşin;
-Mesleği olduğu halde, iş bulamasa bile çalışmasını engelleyen fiziksel bir rahatsızlığı yoksa,
-Geliri varsa,
-Kadının geliri yoksa, mahkemece erkek eş lehine tedbir nafakasına hükmedilmez.


Tedbir nafakası önceden istenmemişse, sonradan talep edilebilir mi?

Duruşmada, dava dilekçesinde veya cevap dilekçesinde tedbir nafakası istemediğini açıklayan taraf, eşlerin birbirlerine ve çocuklarına karşı olan bakım, barınma, koruma yükümlülükleri, sürekli yinelenen yükümlülüklerden olduğundan, daha sonra da tedbir nafakası isteyebilir. Ancak nafaka, sonradan istendiği durumlarda, koşulları varsa, dava tarihinden değil, talep tarihinden itibaren verilmelidir.


Tedbir nafakası ne zaman sona erer?

Tedbir nafakasına, kural olarak boşanma veya ayrılık davasının açıldığı tarihten itibaren hükmedilir ve boşanma yada ret hükmünün kesinleştiği tarihe kadar devam eder. Ancak;

1-Eşlerden birinin ölmesi,

2-Boşanma kararının kesinleşmesi,

3-Sınırlı sürenin tamamlanması,

4-Nafaka alan eşin başkasıyla düzenli yaşamaya başlanması,

5-Nafaka alan eşin boşanma davasından feragat etmesi,

6-Tedbir nafakasının kaldırılmasına karar verilmesi,

7-Tedbir nafakasından feragat edilmesi hallerinde sonlanması mümkündür.


Nafaka Borcu Nedeniyle Emekli Aylığının Tamamına Haciz Konulabilir mi?

Hukuk sistemimiz nafaka çeşitlerini dörde ayırmıştır. Bunlar tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve yardım nafakası’dır.  5510 sayılı yasanın 93’üncü maddesine göre, emekli aylıkları nafaka borçları için hacz edilebilmektedir. Ancak, uygulamada bazı icra müdürlükleri, emeklinin birikmiş nafaka borcundan dolayı emekli aylığının tamamına haciz koymaktadırlar. Hemen belirtelim ki en fazla dörtte bir oranında haciz konulabilir. Bu şekilde emekli aylığının tamamına haciz konulan kişiler İcra Mahkemelerine dava açarak aylığa konulan haczi dörtte bir oranına düşürebilirler.

Bunun yanında, nafaka alacakları için emekli aylığından kesinti yapılması, birikmiş nafaka borcu ve cari nafaka borcu açısından farklı şekilde uygulanmaktadır. İcra hukukunda, birikmiş nafaka borcu adi bir borç olup, emeklinin diğer borçlarına üstünlüğü ve önceliği bulunmamaktadır. 5510 sayılı yasanın 93’üncü maddesinde geçen nafaka alacağı ise cari ve güncel nafaka alacağıdır.

Bu durumda, birikmiş nafaka alacağı dahi olsa, emekli aylığının tamamının hacz edilmesi doğru olmayacaktır. Çünkü, İcra ve İflâs Kanunu’nun 83. maddesi hükmüne göre; borçlunun ve ailesinin geçimi için İcra Müdürlüğünce zorunlu olarak takdir edilen miktar tenzil olunduktan sonra kalan bölümünün hacz edilebileceği ve bu miktarın maaşın 1/4’ünden az olamayacağı belirtilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, emekli aylıklarından, birikmiş nafaka borcu dahi olsa, en fazla dörtte bir oranında kesinti yapılması gerekmektedir. İcra müdürlükleri tarafından, emekli aylığının hepsine haciz konulamaz, emekli aylığının tamamına konulan haciz işlemi hatalıdır.

Bunlara ek olarak belirtmek gerekir ki emekli ikramiyesinde durum farklılık arz etmektedir. Birikmiş nafaka borcundan dolayı, emekli ikramiyesinin tamamına haciz konulması mevzuata uygundur. Çünkü İcra ve İflâs Kanununun 83’üncü maddesinde dörtte bir şeklindeki üst sınır yalnızca emekli aylıkları için geçerli olup, emekli ikramiyesi için geçerli değildir. Bu nedenle birikmiş nafaka borcundan dolayı emekli ikramiyesinin tamamına haciz konulması hukuka aykırılık teşkil etmeyecektir.


Yoksulluk nafakası talep edilebilme şartları nelerdir?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi uyarınca, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.

Yoksulluk nafakası talebi ile dava açılması, mülga 743 sayılı Türk Kanuni Medenisi’nde bir süreye tabi tutulmamış iken, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesinde ise, bir yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddeye göre, evliliğin boşanma ile sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Buna göre, yoksulluk nafakası boşanma kararının kesinleşmesinden sonra hüküm ifade eden, boşanmaya bağlı fer’i bir hak olduğundan ve 4721 sayılı TMK’nda boşanmadan sonra talep edilemeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, boşanma davası içerisinde istenebileceği gibi, o dava devam ederken ya da sonuçlandıktan sonra, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde bağımsız bir dava ile de istenebilir.

Bu bağlamda, yoksulluk nafakası takdiri için önce, boşanmaya hükmedilmesi ve sonrasında diğer üç şartın gerçekleşmiş olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre kararı vermek gerekmektedir.

Bu üç şart:

1) Bu konuda hüküm tesisi için öncelikle istek olması gerekmektedir.

2) İstekte bulunanın, boşanmaya sebep olan olaylarda diğer eşten daha ağır kusuru olmaması gerekmektedir. Başka bir anlatımla nafaka isteyenin boşanmada kusursuz olması veya en azından kusurunun diğer eş ile eşit düzeyde bulunması gerekmektedir. Şayet boşanma istek sahibinin tam yada baskın kusuru ile kesinleşmiş ise kendisine yoksulluk nafakası takdiri mümkün değildir.

3) Nafaka isteyenin, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğinin kanıtlanmasıdır.

Görüldüğü üzere, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşin, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer eşten mali gücü oranında süresiz olarak yoksulluk nafakası isteyebilmesi için öncelikle bu konuda bir talebin bulunması gerekir.

Talep yazılı şekilde ve hatta sözlü olarak da yapılabilir. Ancak hukuki sonuç doğurabilmesi için sözlü isteklerin mahkeme tutanağına geçirilmesi zorunludur. Hukuk Genel Kurulu’nun 22.02.1995 gün 1994/2-876 E. 1995/95 K.; 09.04.2003 gün 2003/2-280 E. 2003/274 K. ve 12.06.2013 gün 2012/3­1706 E. 2013/814 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.


Yoksulluk nafakası ön inceleme aşamasından sonra talep edilebilir mi?

Boşanma davalarının feri niteliğindeki hükümlerinden isteğe tabi olmayanlar dışında, HUMK döneminden farklı olarak, tahkikatın herhangi bir aşamasında maddi – manevi tazminat veya yoksulluk nafakası talep etmek, hukuken mümkün değildir.

Örneğin velayet hususunda, iştirak, tedbir nafakası hususunda tahkikatın her aşamasında talepte bulunmak mümkündür. Müşterek çocuğun velayetinin kime verileceği, takdir edilecek iştirak nafakası gibi hususlar, hakimin resen araştırması gereken hususlardan olup, tarafların talepleri, hakim huzurunda temenni niteliğindedir. Dolayısı ile, ne davacı, ne de davalı, dilekçelerinde velayet ve iştirak nafakası hususunda herhangi bir talepte bulunmamış olsa bile, hakim karar vermekle yükümlüdür. Bunun nedeni, belirtilen hususların kamu düzenine ilişkin olmasından ileri gelmektedir.

Ancak isteğe bağlı olan (Boşanma davasının feri niteliğinde olmayan)  maddi – manevi tazminat talepleri, yoksulluk nafakası gibi hususlarda, hakim, taleple bağlıdır. Yani bu hususta talep olmadıkça, hakimin bu konularda karar vermesi mümkün değildir.

Örneğin, ön inceleme aşamasından önce yoksulluk nafakası talep edilmemişse, ön inceleme duruşmasında ancak karşı taraf gelmemişse yoksulluk nafakası talep edilebilir. Dolayısı ile, ön inceleme duruşmasından önce talep yoksa, karşı tarafın açık muvafakati veya ıslah olmadıkça, hakim, sonradan talep edilecek yoksulluk nafakası hakkında hüküm tesis edemez.

“Davacının, dava dilekçesinde yer almayan, ilk defa ön inceleme duruşmasında ileri sürülen yoksulluk na­fakası isteği, talep sonucunun genişletilmesi niteliğindedir.

Aynı oturumda hazır bulunan davalı, bu isteğe muvafakat etme­diğini ifade etmiştir. Bu durumda ıslah da söz konusu olmadığı­na göre, davacının yoksulluk nafakası talebi artık incelenemez. Bu husus nazara alınmadan, yoksulluk nafakası hakkında hü­küm tesis edilmesi doğru görülmemiştir.”(Yargıtay 2. HD 2012/16941 E. 2013/6052 K. 07.03.2013 tarih)

Boşanma davasında yoksulluk nafakası talep edilmemişse, boşanma kararı kesinleştikten itibaren diğer koşullar da mevcutsa,(örn. talep eden taraf ağır kusur­lu değil ise) bir yıl içerisinde yoksulluk nafakası talep edilebilir.

HUMK döneminde, bir kısım avukatlar, dava dilekçelerinde talep etmedikleri şeyleri, yargılama esnasında talep edip, karşı tarafın da buna, dosyaya yeterince vakıf olmaması nedeniyle ses çıkarmadıkları durumlarda, iddia ve savunmalar genişletilip değiştirilebiliyor iken, artık HMK döneminde, iddianın ve savunmanın genişletilip değiştirilebilmesi için açık muvafakat gerektiğinden, karşı tarafa farkettirmeden iddiayı genişletme veya değiştirme  dönemi artık rafa kalkmıştır.

Yoksulluk nafakasının, ön inceleme aşamasından sonra istenememesinin sebebi, bu hususun ön inceleme öncesi çekişmeli vakıa olarak bildirilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Karşı taraf, belki de yoksulluk nafakası talebi bulunmadığından, duruşmaları takip bile etmeyecektir. Ön inceleme öncesi talep edilmiş olsa idi, karşı taraf buna ilişkin savunmasını ve delillerini sunabilecekken, sonradan yoksulluk nafakası istenmesine onay vermek, karşı tarafın savunma hakkını da sınırlamak anlamına gelecektir.

Özetle, talep yok ise, yoksulluk nafakasının çekişmeli hale geldiğinden bahsedilemez. Çekişme olmadığı için de, karşı taraf doğal olarak bu hususta savunma yapma, delil sunma ihtiyacı hissetmez. Tahkikatın konusu da çekişmeli vakıalar olduğundan, ön inceleme aşaması öncesi talep edilmeyen, ön inceleme duruşmasında ise karşı taraf hazır bulunmuş ise açıkça buna muvafakat etmemiş ise, tahkikat aşamasında yoksulluk nafakası talep edilmesi, ıslah veya açık muvafakat olmadıkça mümkün değildir.


Çalışmayan eş de nafaka ödemek zorunda mıdır?

TMK.nın 182/2.maddesine göre; “Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur.

“Davalı eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır”.

Aynı Yasanın 328/1.maddesine göre de; “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de gözönünde bulundurulur” ( TMK. 330/1 ). hükümleri yer almaktadır.

Yargıtay’a göre, velayet hakkına sahip olmayan eşin, gelirinin bulunmadığı soruşturma yazıları ile tespit edilmiş ve çalışamayacak durumda olduğu sağlık kurulu raporu ile anlaşılmış ise, ödeme gücü bulunmayan anne yada babanın iştirak nafakası ile yükümlü tutulması mümkün değildir.

Uygulamada, Yargıtay’ın bu yorumu bir kısım yazarlarca eleştirilmekte, velayet hakkına sahip olmayan eşin çalışmamasının, müşterek çocuğun giderlerine katılmaması için gerekçe sayılamayacağı ifade edilmektedir.

Bize göre,  iştirak nafakası ile ilgili olarak, Kendi geçimini sağlamaktan yoksun olan birinden, müşterek çocuğu için iştirak / tedbir nafakası ödemesi beklenemez. “Doğurduysa bakmakla da yükümlü” mantığından hareketle, velayet hakkı elinde olmayan eşin, müşterek çocuğun masraflarına katılması gerektiği yönünde kesin bir çizgi belirlemek, nafaka şartını ihlalin cezai sorumluluğu bulunduğu ve nafakayı ödeme gücü bulunmayan birini nafaka hükmü ile birlikte göz göre göre cezalandırmak anlamına gelir ki kanun bunu himaye etmez.

Kaldı ki, kanunda, nafaka miktarının, ödeme güçleri oranında belirleneceği hüküm altına alındığından, velayet kendisinde olmayan eşin hiç bir gelirinin olmaması, nafakayı ödeme gücünün bulunmaması, nafaka ile yükümlü tutulamayacağı sonucunu da çıkaracaktır.

Ancak;

Velayet hakkına sahip olmayan eş, çalışma imkanı olduğu halde çalışmaktan kaçınıyor ise veya kira, sair başkaca gelirlerinin bulunduğu için çalışma ihtiyacı duymuyor ise, uygun miktarda iştirak nafakasından sorumlu tutulmalıdır.

Uygulamada, nafaka ödememek adına, bir kısım insanların, çalışıyor oldukları halde, sigortalı olmayarak çalışmadıklarını iddia ettiklerine rastlamaktayız. Bu gibi durumlarda, nafaka talep eden taraf, davalı eşin gerçekte çalıştığını ispat çabası içine girmektedir. Elbette ki nafaka ödemesi talep edilen eşin, gerçek gelirinin tespiti için tanık ve sair delillere başvurmak yerinde ise de, bu gibi durumlarda, salt ispat yükünün nafaka talep eden davacı eşte olduğundan bahsedilemez. Aile mahkemesi hakimi, bu hususta resen araştırma yapmakla da ayrıca yükümlü olup, davalı eşin, çalışamıyor ise, çalışamama nedenini ispat etmesi yükümlülüğü bulunmakta, aksi takdirde, mahkemece, nafaka talep edilen eşin sosyo ekonomik durumu, eğitim seviyesi, mesleği, yaşı gibi hususlar göz önünde bulundurularak, çalışıyormuşcasına tespit edilecek oranda nafakadan sorumlu tutulması gerekecektir.

Özetle eşin çalışmıyor olması, nafaka ödememesi için tek başına yeterli kabul edilmemekte, velayet kendisine verilmeyen eşin, çalışmaması için sağlık nedenleri gibi çalışmasına engel somut delilleri sunup, ortada çalışmama değil, çalışamama olgusunun bulunduğunu ispat etmesi gerekmektedir.


Anlaşmalı boşanmada çocuk için iştirak nafakası istenmemişse, sonradan nafaka istenebilir mi?

Yargıtay 2. Huıkuk Dairesi’nin 98/10493 E. 10861 K. sayılı ilamına ve yargıtayın kökleşmiş içtihatlarına  göre, anlaşmalı boşanma yapılırken çocuk için iştirak nafakası istenilmemiş olması, çocuğun hakkı olan eğitim ve öğrenimini sağlayacak yardımın daha sonra istenilmesine engel değildir. Bu sebeple velayeti anneye verilen çocuk için daha sonra iştirak nafakası istenilmişse, uygun miktar iştirak nafakasına hükmedilmelidir.


Makaleyi paylaşmak için aşağıdaki butonları kullanabilirsiniz.

Av. Serhat ARASAN

Hukuki sorunlarınız için bize İletişim Formu 'ndan ve WhatsApp 'dan yazabilir veya 0266 373 20 08 no'lu telefonumuzdan bizi arayabilirsiniz.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.